Çaresiz Değilim Çare Benim

“Kendi kalbine bakamayanın yaşamı bulanıktır. Kendi yüreğine bakabilme cesareti gösterenler gönlünün muradını keşfedenlerdir. Dışarıya bakan rüya görür, hayal dünyasında kaybolur, içeriye bakan uyanır, kendini keşfeder.”

Carl G. Jung

Her insan hayatının bazı anlarında kendini çaresiz hisseder ama çaresizlik bir son, bir teslimiyet, bir bitiş değildir.

Çaresizlik farklı yollara, farklı şekilde çıkarak farklı sonuçlar elde etmek için bir hareket noktasıdır. Bu yolların birincisi içinizdeki “Ben yapamam!” engelini aşmanız ve “Ben çaresiz değilim, çare benim!” demenizdir. Olumsuz düşünülen her şey bir iç engeldir, olumsuz düşünmeyi olumlu hale çevirmek, iç engelden kurtulmaktır.

İkinci yol da “Yapamazsın, edemezsin, başaramazsın!” diyerek çevrenizdekilerin oluşturduğu engelleri aşmanızdır. Her iki engeli aşmak için “Ben güçlüyüm, kendime inanıyorum, başarabilirim!” diyerek hemen şimdi başlamalı, şu anda bulunduğunuz yerden harekete geçmeli ve denemekten, deneyip kaybetmekten korkmamalısınız. Bir şeyi denemeden kaybetmek, baştan kaybetmek demektir ama aynı şeyi deneyerek kaybetmek, deneme ile çaresizliği aşmayı öğrenmektir.

Newton yerçekimi kanununu, Einstein izafiyet teorisini, Edison ampulü ilk seferinde değil, defalarca deneyip kaybettikten sonra buldu. Edison ampulü icat ederken yüzlerce deney yapmış ve hiçbiri sonuç vermemiş, tam vazgeçmeyi düşünürken ceketinden kopan düğmenin aşağı doğru sarkan ipi, doğruyu bulmasını sağlamıştır. Peş peşe deneylerin sürdüğü bir gün asistanı, “Artık bu işten vazgeçsek, şu ana kadar yüzlerce deney yaptık ve hiçbir sonuç alamadık” demiş. Kendi olma cesaretini gösterebilen Edison, hemen itiraz etmiş ve “Bu doğru değil, evet, amacımıza ulaşamadık ama hiçbir netice elde edemediğimiz doğru değil, çünkü aradığımız şeyin yaptığımız şeyin içinde bulunmadığını öğrenmiş bulunuyoruz!” demiş. Böylece Edison hem kendini hem de tüm insanlığı karanlıktan kurtaran bu buluşu için günlerce uykusuz kalmış ve artık gözlerinin sancısı çekilmez olmuş, fakat o doğru bildiği hedefe doğru koşarken bu engellere takılmak istememiş ve sonunda başarmış. 

Hepimiz deneyimlerimizden öğreniriz. Bebeklik ve ardından çocukluk evresinde başlayan bu öğrenme süreci aslında gençlik ve yetişkinliğimizde de devam eder. Kendi sınırlarımızı zorlamak, yeni beceriler elde etmek ve zorluklarımızın üstesinden gelebilmek için deneriz. Her deneyişimiz bize bir deneyim sağlar. Bu deneyimi düşünürüz, analiz ederiz, kendi deneyimimizi ve başkalarının deneyimlerini gözlemleriz. Bu analiz ve gözlemler bize yeni çıkarımlar ve fikirler verir. Bu yeni fikirleri uygular ve bu uygulamadan da doğal olarak yeni bir deneyim elde etmiş oluruz.

Her deneme başarı ile sonuçlanmaz. Ne kadar çok başarısızlığa uğrarsanız, başarı daha çok gelecektir. Çünkü neden başaramadığınızın farkında olacaksınız. Bilmediğiniz bir kör noktanızı, zayıflığınızı fark edeceksiniz. Denemezseniz fark edemezsiniz. Her başarısızlık size bir şey öğretir. Daha iyi bildiğiniz için de daha iyi yapabilirsiniz. Unutmayın, bir hata ancak aynı şekilde bir daha tekrarlanmış ise hatadır. Denemeniz sonunda neden başarılı olmadığınızı değerlendirin ve yeni bir yol bulun. Yeni yolu denemekten korkmayın. Korkularınızın üzerine yürüyün. Siz korkularınızın üzerine yürümezseniz, korkularınız sizin üzerinize yürür. Yaşamın tek başarısızlığı denememektir. İşlerinizi geliştirmek, hayallerinizi gerçekleştirmek istiyorsanız denemelisiniz. Güvenlik alanlarınızı terk etmeden ve hesaplanmış risklere atılmadan kazanamazsınız. Tek başarısızlık denememek, cesaret etmemektir. Yıllar sonra yaptıklarınızdan değil, yapamadıklarınızdan pişmanlık duyacağınızı unutmayın.

Kurtarıcılar ve kurtuluş

Bilge, yoldaşıyla birlikte suda bata çıka ilerlemeye çalışırken yanlarına bir akrep gelir. Bilgenin yoldaşı “Akrebi kurtarırdım ama beni sokar.” der. Bilge gülümser, akrebi kurtarmaya karar verir ve parmağını akrebe uzatır. Akrep onu sokar. Bilge tekrar akrebi sudan kurtarmaya çalışır, akrep onu tekrar sokar. 

Bilgenin yoldaşı, “Seni sürekli sokmaya çalışan akrebi kurtarmaya çalışmaktan vazgeç artık.” der. Bilge tekrar gülümser ve şöyle der: “Sokmak akrebin doğasında vardır. Benim doğamda ise sevmek var. Neden sokmak akrebin doğasında var diye kendi doğamda olan sevmekten ve yardım etmekten vazgeçeyim?”

 Kurtarıcı beklemenin dayanılmaz ağırlığı 

Çoğu zaman kendini çaresizlik içinde gören insan, yaşamının her evresinde içinden çıkamadığı, altından kalkamadığı durumlarda bir “kurtarıcı bekleme” yoluna gider. Gelecek kurtarıcı için gün saymaya, hesap yapmaya başlar. Böylece uzlaşmacı, uyutucu ve uysal bir karaktere dönüşen kişi, gerçeklerle yüzleşmek ve hayatının sorumluluğunu almak yerine sorumluluğu bir başkasına havale ederek kendini bu yükten kurtarır. Bir kurtarıcı bekleme düşüncesi insanlık tarihi kadar eskidir. Söylenceler, destanlar, hikayeler, kendilerini savaştan, yokluktan, kuraklıktan ya da salgın hastalıktan kurtaracak bir kurtarıcı bekleyen insanların başından geçenlerin anlattıklarıyla doludur. 

Bu bekleyiş, geçmişten bugüne, insanların zor durumlarında tutundukları, umutsuzluklarında sarıldıkları bir güç olmuştur. Hatta bütün dinlerde insanlar gelecek bir kurtarıcının beklentisi içinde olmuşlardır. Birçok insan, mucizevi bir kurtarıcının gelip olağanüstü bir şekilde, yaşamındaki sorunları ve bozulan her şeyi düzelteceğine kendisini öylesine inandırır ki, bu inanca saplanıp kalır. Kurtarıcı arama alışkanlığının temelinde ise bağımlı kişilik yapısı, bilgi ve tecrübe eksikliği, kendine güvenmeme, suçlama alışkanlığı ve sorumluluk almaktan korkma vardır. Bütün bu özellikler birinin eteğinden tutma ve onun isteğiyle bir yere varma durumunu doğru kabul eden bir bakışın ve kişisel gelişimini tamamlayamamanın getirdiği yetersizliklerdir.

Ama’lar ve ve’ler

Kimileri sadece önemli olaylar ya da sorunlar için değil, günlük yaşamın içindeki duygularında ve sözlerinde de kurtarıcı bekler. Örneğin, “Seni sevmek için gerçekten çok çaba sarf ediyorum ama beni üzüyorsun.” diyen birinin beklediği kurtarıcı “ama” sözcüğünde gizlidir. 

“Seni sevmek için gerçekten çok çaba sarf ediyorum ve beni üzüyorsun.” dediğinde, yani “ama” yerine “ve” sözcüğünü kullandığında kurtarıcı kendisi olur. Çünkü “ama” bahanelerin, çaresizliklerin, çıkmazların, çelişkilerin “önsöz”üdür ve genellikle “ama”dan sonra söylenenler çözümsüzlüğün, teslimiyetin ve pes etmenin ifadeleridir. “Ama”dan önceki her şey de çoğu zaman geçersiz ya da yalandır. 

“Aslında gelmeyi çok isterdim ama çok yorgunum.” sözünde olduğu gibi, “ama” kendisinden önce söylenen her şeyi yok kılar ve değerini azaltır. “Güzel değil ama şirin” veya “Yakışıklı değil ama sempatik” cümlelerinde olduğu gibi, “ama” sadece kendisinden öncekileri değil sonrakileri de geçersiz kılabilir. Gerçekten de “ama”dan önce veya sonra söylenen hiçbir şeyin önemi yoktur ve söylenenleri kulağa şirin gösterme çabasından başka bir şey değildir. “AMA”yı hayatınızdan çıkarıp yerine “VE”yi koyduğunuzda kurtarıcı beklemek yerine, kurtarıcı siz olursunuz; sorumluluklarınızı alır, kendinizi, sevdiklerinizi ve hayatı olduğu gibi koşulsuzca kabullenmenin bir yolunu bulursunuz. Kendinizi kandırmadığınız için çok daha güçlü ve çok daha iyi hissedersiniz.

Web

Instagram

Facebook

Twitter

YouTube

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio’nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir